Çürük Elma

En iyisi olmak istiyorum. Evet, en güzelini yaşayan, en güzelinden yiyip içen. En güzel olmak görece değişken olsa da ben en güzel hâlimle görünmek istiyorum. Narsistlik mi bu? Ya da herkesi ezmek istercesine bencil bir iştah kabartısı mı? Belki de yedi büyük günahtan kaçamadığımız o ilkel güdülerimizin bendeki görüntüsü böyle vuku bulmuştur.

Kendimi bu sebepten mi bilmem, bazen başkalarına karşı duygusuz ve duyarsız bir hâlde yakalıyorum. Misal; olan bir olay “aman, tüh, vah” dedirtecekse bile ben bir sinek ısırığı gibi olduğunu düşünüp geçiyorum. Benim geçtiğim anlarda insanlar takılı kalıyor. O, hepi topu bir sinek ısırığı; ki böyle dediğime bakmayın, bu bazen bir can acısına denk bir durum olabiliyor; birçok insanın üzerine kafa yorup, gününü verip de çözüm üretmeye çalıştığı durumlara dönüşebiliyor. Ve bazısı bu durumda çok seviliyor, bazısı kahraman ilan ediliyor, kimisi de kahramanların yandaşı olup günü kurtarıyor. Sanki yakalarına aferin iğnesi takılmış ilkokul bebeleri gibi, akşam yastığa pembe suratlarla koyuyor kafacıklarını. Vicdanları hür (!) bebecikler.

Bu vicdansızlık ya da duyarsızlık hâli, tıpkı bir sanrı gibi benliğime musallat olursa diye çok korkuyorum. Çünkü ben çocukluğumdan beri bazılarını çok severken bazılarını hiç sevmedim. Kendimi bildim bileli, onun da zamanı muğlak, orta yolu pek bulamadım. Tıpkı en sevdiğim renklerle hep siyahı ayrı yere koymam gibi. Ortası hiç olmadı bende.

Büyümek; oysaki hep bir orta yolu bulmak gibi bir şey sanki. Ne bileyim, bir bakıyorum da çocukluktan bu yana, o orta kıvamda akışkan ruhlar sanki daha kudretli koltuklara oturuverdi. Herhangi bir yerde kayıtlara geçmiş bir kural olmasa da herkesin derinden bildiği toplumun görünmez yazıtları var. O yazıtlardan kimi kelimeler sanki hayalet olup canlı bir insan sesine bürünüyor. Ve akışkan tavrın ilerleme yolu olduğunu fısıldıyor. Gerçi sıradan bir fısıltı da değil, cızırtılı ve ürkütücü tonda bir ses… İşte o ses, geceleri geliverir rüyama ya da hemen bir uyku öncesinde tekrar edip durur:

“Uyum sağla, orta yolu bul…”

Bu gecelerde rüyamda bütün tuvali rengârenk bir kelebeğe boyuyorum. Öyle bir kelebek ki bu, bahar heyecanında her an tuvalin içinden kanatlarını çırparak havalanacak gibi. Derken o ses yine kulaklarımı keserek bir çığlıkta haykırıyor gerçeği. Ve ben o zaman, böyle bir dünyada hiç yaşamasın dercesine, boyuyorum bütün kanatlarını kapkara boyayla… ve son “zifri karanlık”; orta yol yok…

Sigmund Freud, Totem and Taboo’da “Birey gerçeklik dünyasının zorluklarını egemenliği altına alamadığında, ilkel, bebeklik dönemine geri çekilmeye başvurur […] nevrotik veya psikotik semptom bunun bir sonucu olup, başarısızlığın ve sapkın bir uyumun ifadesidir.” der.

Ahh, güzel kelebeğimin başına gelenleri nasıl da özetliyor. Onu sırf kabul edemediklerim uğruna, bir şımarık emzikli bebek gibi bozuyorum. Benim istediğim olmazsa yok olsun dercesine. Ben, gerçeklik dünyasının zorluklarını egemenliği altına alamamış o çürük elma…

“Çürük Elma” için 5 yorum

  1. Ne güzel yazmışsınız… “Çürük elma” gibi gündelik bir metafordan insanın kendisiyle, çevresiyle ve ait olma çabasıyla kurduğu o karmaşık ilişkiye varmak kolay iş değil. Üstelik bunu parmak sallamadan, okurun önüne sessizce bir ayna koyarak yapmışsınız. İnsan yazıyı bitirince elmalardan çok kendi sepetini düşünüyor. Kaleminize sağlık.

  2. Soner Kayaanıt

    Çok beğendim 🙏uyum sağla , orta yolu bul 🙏en hoşuma giden cümle 🙏eline ve kalemine sağlık 🙏diğerlerini okumamıştım 🙏bugün hepsini okurum 🙏sevgiler

  3. Yine düşündüren keyifli bir yazı kalemine sağlık 🤍 ‘Orta yol’da kaybolmaktansa siyahı ve beyazı böylesine dürüstçe yaşamak bir “kusur” değil, sahicilik. O siyah kelebek de, kendi renginde kalabilmek de egemenliğin ta kendisi !

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık